Türkiye Gençliği Araştırması’nın Sonuçları

Türkiye Gençliği Araştırması’nın Sonuçları

Türkiye’deki gençliğin değerleri ve öncelikleri, İstanbul Kültür Üniversitesi’nin Türkiye Gençliği Araştırması ile ortaya konuyor. Bahar Akıngüç Günver, Rektör Prof. Türkiye çapında 15-30 yaş arasındaki gençlerle yapılan araştırmada gençlerin gelecekten beklentileri, başarı ve mutluluk tanımları, hayata hazırlanırken bilgi edindikleri kaynaklar, üniversite eğitiminden beklentileri, kurumlara duydukları güven, Türkiye’nin AB ve Ortadoğu ilişkileri hakkındaki görüşleri ile televizyon ve internet kullanım alışkanlıkları gibi konulara ışık tutuluyor.
İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından KONDA işbirliğiyle yapılan Türkiye Gençliği Araştırması’nın sonuçları, bugün üniversitenin Ataköy Yerleşkesi’nde düzenlenen basın toplantısıyla duyuruldu. Toplantı, İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Mütevelli Heyet Başkanı Dr
Dr. Dursun Koçer, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mahmut Paksoy ve Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tülay Bozkurt ile KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın katılımıyla gerçekleşti.
9-10 Nisan 2011 tarihlerinde 35 ilin 134 ilçesine bağlı 202 mahalle ve köyde 15-30 yaş arasındaki 2 bin 366 kişiyle hanelerinde yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen araştırmada öne çıkan sonuçlar şöyle:
Her on gençten yedisi (yüzde 57,8) önümüzdeki beş yıl içerisinde hayat şartlarının Türkiye’nin hayat şartlarından daha iyi olacağını düşünüyor. Buna karşılık her on gençten dördü (yüzde 44) Türkiye’de hayat şartlarının 5 yıl sonra daha iyi olacağı konusunda iyimser.
Gençlere değerleri açısından bakıldığında, eğitim düzeyi ve din ekseninde farklılaşan muhafazakar bir görüntü sergiledikleri görülüyor. “Geçmişten gelen geleneklerimiz değişmeden korunmalıdır” fikrine gençlerin yüzde 80,2’si, “Gündelik hayatımda toplumun tüm kurallarına harfiyen uyarım” cümlesine ise gençlerin yüzde 53,7’si katıldığını belirtiyor.
Gençlerin kadercilik konusundaki tutumlarına bakıldığında çok da kaderci bir tutum içinde olmadıkları, ancak evlilikte denklik gibi özel bir konuda kaderci yaklaşımlarının kısmen yüksek olduğu gözleniyor. “Hayatımın gidişatını değiştirmek için yapabileceğim pek bir şey yok” cümlesine gençlerin yüzde 18,9’u “kesinlikle yanlış”, yüzde 49,6’sı da “yanlış” cevabı veriyor. “Zengin kıza fakir oğlan, fakir kıza zengin oğlan olmaz. Hayatta davul bile dengi dengine çalar” cümlesine ise gençlerin yüzde 35,1’i “doğru” cevabını veriyor.
Gençler demokrasilerde kuvvet dağılımında yer alan kurumlara güvenmiyor. Ordu, polis, meclis, yargı ve medya gibi seçenekler arasında en yüksek cevabı yüzde 32,7 ile “hiçbiri” alıyor. Gençlerin en güvendikleri kurumlar arasında toplumdaki kutuplaşmayı yansıtacak biçimde ordu ve polis var. On kişiden üçü (yüzde 20,9) orduya, ikisi ise (yüzde 16,9) polise en çok güveniyor. En az güven duyulan kurum ise yüzde 0,6 ile medya.
Gençlerin yüzde 45,9’u Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasından yana, yüzde 32,4’ü ise karşı fikirde. Diğer yandan, gençlerin yüzde 70,1’i Ortadoğu ve Müslüman ülkelerle yakın işbirliğinden yana ve yüzde 12,3’ü ise karşı fikirde. Gençlerin Ortadoğu ve Müslüman ülkelerle yakın işbirliği fikrinde yaş, cinsiyet ve eğitim seviyelerine göre özel bir farklı fikir gözlenmemekle beraber, eğitim seviyesi yükseldikçe Avrupa Birliği’ne yandaşlık oranının düştüğü görülüyor.
Gençlerin üçte ikisi hayata hazırlanırken en çok ailesinden bir şeyler öğrendiğini söylüyor. Eğitim kurumları, öğretmenler, medya gibi toplumsallaşma araçları gençler üzerinde ebeveynler kadar etkili değil; gençlerin yalnızca yüzde 6,9’u öğretmenlerinden hayat için en çok şeyi öğrendiğini belirtiyor.
Ebeveyn etkisi gençlerin tüketim alışkanlıklarına da yansıyor. Gençler neredeyse ebeveynleriyle hiçbir çatışma yaşamıyor. İnterneti günde üç saatten fazla kullandığını söyleyen her on kişiden sadece ikisi ailesiyle bu konuda çatışma yaşıyor. Giyim kuşam ve gece dışarıya çıkma gibi konularda aile ile yaşanan çatışma ise ailenin dini inanç düzeyi arttıkça fazlalaşıyor.
On gençten beşi (yüzde 47,6) üniversite eğitiminin işe girebilmek için sadece diploma sağladığını düşünüyor. Gençler açısından üniversiteler, bilgi üretme ve kazandırma, özgür düşünme yeteneği ve yaşam görüşü geliştirme gibi geleneksel misyonlarını kaybetmiş görünüyor.
Halen on gençten beşi mutlu olarak çalışacağı işte gelecek garantisini ön plana çıkarıyor. Gençlerin amaca ulaşmak için gerekli olan unsurları tanımlamalarında torpil oldukça önemli bir yer tutuyor; gençler, eğitim ve yeteneklerinden çok torpille bir yerlere gelebileceklerini düşünüyor. Bu, genel olarak kurumlarla ilgili güvensizliğin bir yansıması. Her on gençten üçü başarıyı kariyer olara tanımlıyor. Maddi kazanç olarak tanımlayanların oranı ise % 13.3.
– “Hangisi elinizde olursa kendinizi mutlu sayarsınız?” sorusuna gençlerin yüzde 36,5’ı “güç”, yüzde 36,2’si “para” ve yüzde 27,3’ü “aşk” cevabını veriyor.
– Gençlere göre kadın ile erkeğin beraber yaşayabilmesi için hem resmi hem de dini nikâh şart (yüzde 66,4). Gençlerin yüzde 20,2’si yalnızca resmi nikâhı, yüzde 2,2’si yalnızca dini nikâhı bir arada yaşamanın ön koşulu olarak görüyor; yalnızca yüzde 11,2’i ise beraber yaşamak için “sevgiyi” yeterli görüyor.
– Gençlerin yüzde 40,2’si “kızını dövmeyen dizini döver” deyişini doğru, yüzde 50,3’ü yanlış; yüzde 18,7’si “öğretmenin dövdüğü yerde gül biter” deyişini doğru, yüzde 73,8’i ise yanlış buluyor.
– Gençler internet ve televizyon başında her gün yaklaşık 6 saat geçiriyor. On gençten yedisi, “muhabbet ve haberleşme amacı ile” sosyal paylaşım ağlarından en çok Facebook’u kullanıyor. Televizyonda ise en çok dizileri seyrediyorlar.
İKÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, yaptığı konuşmada “İstanbul Kültür Üniversitesi olarak hiyerarşik sistem ve yönetim süreçlerini tecrübe ederken kurumsal özeleştirimizi de daima devrede tutmaya çalıştık. Ve bu süre zarfında sorumluluğumuz olan genç hedef kitlenin nabzını tutmanın son derece önemli olduğunu bize işaret eden deneyimler yaşadık. Gençlerle çalışmak ve onların gelecek beklentilerinin sorumluluğunu almak, çok farklı açılardan düşünebilmeyi ve olaylara objektif bakabilmeyi gerektiriyor. Türkiye Gençliği Araştırması da bu özeleştirinin ve gereksinimin bir ürünü olarak ortaya çıktı. Bu noktada hedef kitlemiz olan geleceğin gençleri bizim en büyük motivasyonumuz ve destekçimiz oldu. Biliyoruz ki, onların hak ettiği eğitim kalitesi ve yaşam standardını sağlamak, ancak beklentilerine daha yakından bakmakla mümkün” dedi.
İKÜ Rektörü Prof. Dr. Dursun Koçer; “İstanbul Kültür Üniversitesi ile KONDA Araştırma ve Danışmanlık tarafından gerçekleştirilen çalışma çok çarpıcı sonuçlar ortaya koymaktadır. Araştırmanın sonuçlarından biri, gençliğin evrensel yapısı hakkındaki gerçeklik oldu. Gençlerimizin geleneklerin korunması ve gündelik hayatta toplumun kurallarına uyma konularındaki görüşlerinde; yaş, cinsiyet, eğitim, kır/kent ve benzeri unsurların bir diğer deyişle demografik özelliklerin bir farklılık yaratmadığını gördük. Ve bir özeleştiri: Türkiye’deki bütün üniversiteler için! Gençlerin yarısına göre ‘bu haliyle üniversite eğitimi’ en çok işe girebilmek için bir diploma sağlıyor. Üniversitelerin sunduğu kabul edilen özgür düşünce ortamı, hayat görüşü ve bilgisinin ise gençlerin pek ilgisini çekmediği görülüyor. Burada bizlere, üniversite yönetimlerine çok iş düştüğü bir gerçek” dedi.
İKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mahmut Paksoy; “Genel olarak araştırmanın sonuçlarına baktığımızda gençlerin ‘y kuşağı’na bazı yönleri ile uyduğunu, bazı yönleri ile uymadığını görüyoruz. Gençler gelenekçi, pragmatik özellikler taşımaktadırlar. Gençlerin kurumlara güvenleri az, bu nedenle kurumlar kurumsallaşma konusunda daha çok adımlar atmalı ve misyonlarını gözden geçirip, daha iyi ifade etmeliler. Araştırmamız kuvvetler ayrımı ilkesinin net olarak ortaya konulmasını işaret ediyor. Gençler, hayata hazırlanırken en çok anne babadan öğreniyor ve maalesef ilginç olan da gençlerin yalnızca yüzde 6,9’unun öğretmenlerinden hayata dair en çok şeyi öğrendiğini söylemesi. Diploma işe girebilmek için araç olarak görülüyor. Kuşak çatışmasından çok iletişim çatışması karşımıza çıkıyor. Mutlu olarak çalışmak için işte garanti aranıyor. Tüketim alışkanlıklarında en önemli rolü marka oynarken, aile alışkanlıkları ikinci sırada yer alıyor. Markanın yüksek çıkmasının nedeni ise, sosyal alışkanlıkla akranları ile benzer davranmak ve sosyal kabul düzeylerini artırmak ihtiyacı olabilir” dedi.
İKÜ Psikoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tülay Bozkurt, “Türkiye gençliği, çevrenin sunduğu teknolojik imkanlardan yararlanan, tüketim odaklı, içinde yaşadıkları topluma pek güvenmeyen, faydacı, muhafazakar bir profil sergiliyor. Bu profilin kırılma noktaları özellikle din ve eğitimde ortaya çıkıyor. Dini inanç düzeyi yükseldikçe, ailenin gence fiziksel müdahalesi ya da çocuk eğitiminde öğretmen şiddetine taraftarlık artıyor. Araştırmanın ortaya çıkardığı bir başka önemli bulgu da gençlerin idollerinin olmaması. On kişiden altısı kendisini idolsüz görüyor, diğerlerinin örnek aldıkları rol modelleri ise çok geniş bir yelpazeye dağılmış durumda. Rol modeli ya da psikolojik referans eksikliği, sosyalleşme sürecinde önemli problem olarak karşımıza çıkıyor. Gençlerin bu referans boşluğunu nasıl doldurdukları sosyal bilimcilerin dikkatle izlemesi gereken bir konu” dedi.
Akşam

admin hakkında 18864 makale
Öylesine bir hasdta

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.