Aşırı Şişmanlığın ‘Diyet’i Ölüm Mü?

Aşırı Şişmanlığın ‘Diyet’i Ölüm Mü?
Kalp-damar, şeker, tansiyon ve kanser gibi sağlığı birinci derecede tehdit eden birçok hastalıkla arasında sebep-sonuç ilişkisi var.
Obezite günümüzün; olumsuz beslenme alışkanlıkları terk edilmedikçe de geleceğin en tehlikeli hastalıklarından. Ana problem çok ciddi bir hastalık olan obeziteye çıkan yolların bir türlü kesilmemesi.

Emin Akdağ – e.akdag@aksiyon.com.tr – Sayı: 719 – 15.09.2008
19 yaşındaki Dila Kurt’un bir zayıflama kliniğinde ölmesi dikkatleri diyet programlarına çevirdi. Daha uzun yıllar sonuçlarla uğraşacağız
Dr. Muzaffer Kuşhan’ın İstanbul Polenezköy’deki “Dr. Kuşhan’s Clinic International” adlı zayıflama merkezinde 45 günde 15 kilogram veren 19 yaşındaki Dila Kurt’un kalp problemi dolayısıyla ölmesi, dikkatleri obeziteye çevirebildi mi? Bunu söylemek çok zor. Medyanın daha ziyade olayın sansasyonel kısmıyla ilgilendiği tartışmasız bir gerçek.
KUŞHAN VE İDDİALAR…
Acaba kısa sürede yoğun kilo kaybı niçin ve ne kadar riskli? Riski doğuran ve ölüme yol açan sebepler neler? Kuşhan’ın Sağlık Bakanlığı’nca olay sonrası kapatılan kliniğinde uyguladığını söylediği ‘düşük kalori alımı ve sürekli sportif aktiviteye’ dayanan zayıflama sistemi güvensiz mi? “1986’dan beri hastalarımı klinikte tedavi etmekteyim. Şimdiye kadar kliniğimde zayıflamayan ve sağlığı bozulan tek kişi görülmedi.” diyen, son ölümle tekniği tartışmalı hâle gelen doktorun merkezine insanlar neden gidiyor ve haftada 980 Avro neden ödüyor? Medya bu sorularla da pek ilgili değil. Bu soruları konunun uzmanlarına yönelttik.
Elbette, söz konusu kliniğin ruhsatsızlığı, yakınlarında tam teşekküllü hastane bulunmamasına rağmen bahçesinde hazır ambulans bekletilmemesi, kalp krizi ve inme (felç) benzeri ölümcül durumlarda acil müdahale edecek hekim ve cihaza sahipsizlik tartışmasız büyük bir ihmal. Programıyla kesin zayıflama taahhüt eden Kuşhan’ın iki defa vücudundan yağ aldırdığı iddiaları da haklı olarak “O zaman sistemini kendinde neden denemiyor?” sorusunu akla getiriyor. Bilgiler muhtelif; genel cerrahi ya da ortopedi uzmanı kimliğiyle diyet sektöründe faaliyet göstermesinin etikliği de önemli bir sorun.
Kuşhan, Almanya’da çene bağlanması, mide balonu ve ince bağırsağın kısaltılması esaslı zayıflama metotları konusunda ihtisas görmüş. Bu yöntemlerin tümü de ne yapsa fazla kilolarından kurtulamayan obez insanların başvurabileceği son çareler. Gerçek o ki Kuşhan, aşırı kiloya radikal çözüm üreten bir hekim. Her şey bir tarafa Kuşhan hakkındaki şu iddia, diğerlerinin önüne çıkıyor: “Merkeze gelen hastalar gerekli testlerden geçirilmiyor. Bu yüzden uzman doktorlar klinikte çalışmaktan kaçınıyor.” Bu iddia doğruysa, hastaları ortak programla zayıflattıkları anlaşılıyor. Ambulansın olay yerine geç kaldığı ya da 12 dakikada ulaştığı ayrıntısı biraz tali kalıyor. Zira Dila Kurt, yere yığıldıktan 3-4 dakika sonra vefat ediyor. Annesi kızının boğazına kaçan dilini çıkarmak istiyor ama başaramıyor. Dila’nın hayatının sonlanmasına vesile teşkil eden sebep, Adli Tıp Kurumu’nun mikroskobik incelemesi sonucunda belirlenecek.
DİYET, DİYETİSYENLERİN İŞİ…
Diyet, başlı başına üniversitelerde müstakil bir eğitim programına sahip uzmanlık alanı. Her insanın bünyesi, genetik özellikleri, beslenme kültürü ve yaşam tarzı da diğerinden farklı. Diyet programının kişinin özellikleri çerçevesinde dizayn edilmesi şart. Bu da diyet uzmanlarının, diyetisyenlerin işi. Kamuoyunda çeşit çeşit diyet paketleri dolaşıyor. Hepsi de çok kısa zamanda fazla kilolara paydos iddiasıyla tanıtılıyor. Tam bu noktada bir ayrıntı önem kazanıyor. Sektörün deniz mevsiminde canlanmasıyla, aşırı şişmanların dertlerine derman arayışı karıştırılmamalı. Üç-beş kiloluk fazlalığın eritilmesiyle, obezite tedavisi genel manada alakasız. Diyetisyenler, bir an önce meslek yasalarına kavuşmayı diliyor. Düzenlemenin bu sonbaharda TBMM’de gündeme alınması bekleniyor. Yasanın sektördeki kargaşayı önemli ölçüde durultacağı tahmin ediliyor.
OBEZİTE BİRÇOK HASTALIĞIN SEBEBİ
Siyami Ersek Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezi Kardiyoloji Şefi Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen, en az bir düzine hastalığın müsebbibi aşırı şişmanlığın (obezite) baştan engellenmesi yerine bugün sonuçlarıyla uğraşıldığını vurguluyor Aksiyon’a açıklamasının ilk cümlesinde. “İnsanlar dengesiz beslenirken harcadıkları paranın 5-10 katını, yeniden eski hâllerine dönebilmek için harcıyorlar.” diyor. Kalp, Damar ve İç Hastalıkları Uzmanı Yeşilçimen, yeme-içme içerikli haber, yazı ve programlar ve reklamlarla toplumun sürekli tüketime yönlendirildiğini söylüyor: “Bizim kültürümüzde bu yoktu. İnsanlar gizlice yerlerdi. Şimdi balkonlarda mangallar. Sokağa taşan restoran masaları. Âdeta yeme içme bombardımanı altındayız.” Meyve cenneti bir ülkede çocukların fast-food ve janjanlı yiyeceklerle beslenmeye itildiklerini dile getiren kardiyolog, beyinlerin abur cubur tüketmeye programlandığını ifade ediyor.
Yeşilçimen şişmanlığı ‘cari açık sorunudur’ diye niteliyor. Fazla kilolar, az önceki ironik benzetmeye göre cari açığın tırmanışı; eklemden kas dokusuna, şekerden tansiyon ve kalp ve damara ne kadar hayati fonksiyonla ilişkili kriz varsa, çağırıyor. Vücutta muazzam bir denge mekanizması işliyor. Cari açığın birden kapatılması da (ani kilo düşüşü) metabolizmanın başını ağrıtıyor. Bu durumda kan şekeri dibe vuruyor. Derhal stres hormonları işe koyularak başlıyorlar yağ ve proteinleri parçalamaya. Ancak işlem sırasında ortaya çıkan zararlı ve zehirli yağ asitleri kalbin ritmini bozuyor. Normalde dakikada 70 defa atan kalp, 300-400 titreşimli arıza moduna geçiyor.
YİYECEKLERE İDRAR SÖKTÜRÜCÜ KONUYOR İDDİASI
Yeşilçimen’in anlattığı diğer bir mahzur, kalori kaybı nedeniyle potasyumun eksilmesi. Eksiklik de kalpteki ritmin anormalleşmesine zemin hazırlıyor: “Hepsinde yapılıyor mu bilemem. Kliniklerin bir kısmında başarıyı artırmak için yiyeceklere idrar söktürücüler konabilir. Örneğin ilk günde 3 kilo veriyor hasta. Ani potasyum eksikliğine bu ilaçlar yol açabilir.”
Hızla kilo verdiren diyet sistemlerindeki en belirgin problemlerden biri de haddinden fazla su kaybedilmesi. Glikoz krizi baş gösteren vücut, bünyedeki yağları ve proteinleri yakarken üreyen zehirli maddeler asit-baz dengesine darbe indiriyor. Bu da su kaybıyla sonuçlanıyor. Su ve elektrolit kaybı şekeri düşürüyor. Kayıp stres hormonlarını salgılatıyor. Oruçlu insanların ağızlarından da elma çürüğünü andıran koku yayılır. İşte bu kan şekeri azalan vücutta beliren açlık asidozunun dışa vurumudur. Hekimler kimi hastalara bu gerekçelerle orucu yasaklayabiliyor. Bir ayda atılan fazla kilonun 3-4 kiloyu geçmemesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Yeşilçimen’in, uzun vadeli diyetler için önerisi ise 1 ya da 2 kilogram. Diğer bir önerisi de şöyle: “İlla da az zamanda kilolara elveda denilecekse, ritim bozukluğu beklenen riskli hastalar potasyum ve ‘betabloker’ grubu ilaçlarla stres hormonlarının zararlarına karşı korunmalı.”
Dilin ve mide içeriğinin boğaza kaçtığı kalpteki kriz anlarında ne oluyor? Kalbin debisi neredeyse sıfıra geriliyor. Dolayısıyla vücuda kan pompalanamıyor. Beyin ve solunum merkezi bundan ciddi boyutta etkileniyor. Kasları kontrol altında tutan, yöneten sistem fonksiyonsuzlaşıyor. Uzman hekim ve elektro şok cihazıyla hastayı kritik dakikalarda hayata döndürmek imkân dâhilinde.
ASIL, OBEZİTENİN ÖNÜ KESİLMELİ
Kardiyolog Yeşilçimen, Dila’nın ölümüyle asıl gerçeğin görmezden gelinmesine içten içe kızıyor. Çözüm, obeziteye giden yolların kesilmesinde. “Son bir yılda ani zayıfladığı için kaç kişi öldü?” diye sorarak, Türkiye’de yılda 372 bin kişinin yaşam tarzını değiştirmediği için (obezite kaynaklı sebeplerle) hayata gözlerini yumduğuna dikkatleri çekiyor. Sağlık Bakanlığı’nın aşırı şişmanlıkla mücadelesine toplumun bütün kesimlerinden destek isteyen Yeşilçimen, yüksek risk grubundaki obezlerin kilo verdirme kliniklerine başvurmak, mideye kelepçe taktırmak ve balon koydurmak türü radikal çözümlerden başka çareleri bulunmadığını da ifade ediyor. Uzmanlar bu durumdaki hastalara acil kilo vermeyi mecburen şart koşuyor çünkü. Çoğu obez kişi iradesiyle yürütülen diyet programlarıyla kilo azaltmayı başaramıyor. Gerek dengeli ve sağlıklı beslenme ilkelerinin öğrenileceği; gerekse de bir şekilde elde edilen kiloları attıracak reçetelerin yazılacağı adres şüphesiz ki diyetisyenler. Adresteki değişmez ilke de şu: “Hastalık yoktur, hasta vardır.”
ZAYIF GÜZELDİR YANILGISI
Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Sacide Gümüşel, Aksiyon’un sorularını cevaplandırdı.
-Kısa sürede fazla miktarda kilo vermeyi sağlayan merkezler Batılı ülkelerde de var mı? Varsa hangi ilkelerle çalışıyorlar?
Bu tür merkezlerin bu kadar denetimden yoksun bir şekilde, gelişmiş ülkelerde çalışabileceğini sanmıyorum. Ancak medyada zayıflığın, güzellik kavramıyla birlikte ısrarla vurgulanması; toplumda zayıf insanın güzel, başarılı, tercih edilen, beğenilen birey olacağı algısına yol açıyor. Özellikle gençleri olumsuz etkileyen yayınlar, izlenme oranı yüksek zamanlarda ve diyetisyen olmayanca yapılıyor. Diyetisyen olmayan kişiler, bu unvanla canlı yayınlarda çok kısa sürede fazla kilo verdiren mucize diyetlerini anlatıyorlar. Bu da gerçek diyetisyenlerin yanlış algılanmasına neden oluyor.
-Günümüzde tıbbın her alanı kişiye özele yönelirken, nasıl oluyor da her obeze aynı program uygulanabiliyor?
Şişmanlık ve giderek artan obezite bir hastalıktır. Beraberinde kronik hastalıklara neden oluyor ve bu hastalıkların geriye dönüşü yok. Obezitede, öncelikle bir hekim kontrolü olmalı, hastalığı varsa tanısı konmalı ve ardından tıbbi beslenme tedavisi için diyetisyene gidilmelidir. Obezlerde, erişkin diyabeti, kötü huylu kolesterol, kalp damar hastalıkları en yaygın görülen hastalıklardır. Diyetisyene geldiğinde, diyetisyen; kan bulgularına, antropometrik ölçümlerine, yaşına, cinsiyetine, beslenme alışkanlıklarına, yaşam biçimine ve fiziksel aktivitesine göre bu kişiye özel bir beslenme modeli geliştirir. Zayıf ya da şişman her insanın metabolizması farklı çalışır. Ve herkese elbette aynı diyeti uygulamanın bilimsel bir açıklaması olamaz.
DİYETİSYENSİZ DİYET MERKEZİ OLAMAZ
-Sağlık Bakanlığı ve diğer yetkili kurumlara düşen görevler nelerdir derneğe göre?
Güzellik-estetik salonları, zayıflatma klinikleri vb. yerlere yapılan periyodik denetimler etkisiz kalıyor. Sağlıkla ilgili bir klinikte, eğer zayıflatma da söz konusu ise mutlaka diyetisyen olmalıdır. Çünkü diyetisyen, temel tıp derslerinin ardından dâhiliye hastalıklarını, bunların tıbbi beslenme tedavilerini öğrenir. Besin kimyası, biyokimyası ve besinlerle ilgili bütün derslerle teorik eğitimini aldıktan sonra bir yıl boyunca hastanelerde yaptığı stajda, çeşitli hastalıklarla ilgili pratik çalışmalar sonucunda eğitimini tamamlar. Yani dışarı kurs görerek veya kitap karıştırarak öğrenilen bilgilerle yapılabilecek bir meslek değildir diyetisyenlik. Sağlık Bakanlığı, diyetisyensiz benzeri yerlerde diyetle ilgili herhangi bir faaliyete izin vermemeli.
-Bir de işin özünde aslında sağlığı kaybetmemek yatmıyor mu? Yani dengeli ve doğru beslenme daha önemli değil mi?
Çağımızdaki tıbbın temel yaklaşımı, koruyucu sağlık hizmetlerine yöneliktir. Dengeli ve bilinçli beslenme de koruyucu özelliğe sahiptir. Bilinçli bir beslenme ile fiziksel aktiviteyi de içine alan yaşam biçimi; sağlıklı bir yaşamı getireceğinden, hem yaşam kalitesi daha yüksek olacak hem de verimlilik artacak, sağlık giderleri azalacak, ilerleyen yaşların sağlıklı geçirilmesi mümkün olabilecektir. Öte yandan tüketimin her alanda arttığı, reklamlarla tetiklendiği, yaşam biçimlerini de etkileyerek farklı kuşakların yetiştiği bir çağdayız. Teknolojik gelişme, besin endüstrisindeki sıçrama, yemek yemenin hazza dönüşmesi, fiziksel aktivitenin azalması, enerjisi yoğun ayaküstü beslenmenin giderek yaygınlaşması gibi nedenlerden dolayı obezite hızla artmaktadır.
-Diyette genetiğin rolü nedir? Bunun da araştırılması gerekmiyor mu?
Bir diyet programı hazırlarken, sağlık taramasından geçtikten sonra, diyetisyen tarafından; bireyin tanımlanmış bir hastalığı da varsa, o ve diğer bütün parametreler göz önüne alınarak kişiye özel beslenme programı hazırlanır. Bu uygulanırken hastanın davranış değişikliğine yol açacak beslenme eğitimi verilir. Program boyunca kan bulgularındaki olumlu değişiklikler ve fazla kiloların haftada 0,5-1 kg civarında kaybı ile güvenli bir zayıflama tedavisi uygulanmış olur. Bu ekip çalışması uzman doktor (endokrinolog, kardiyolog), diyetisyen, fizyoterapist ve gerektiği durumlarda psikologla birlikte yürütülen, yavaş ve güvenli kilo kaybını hedefleyen bir programla gerçekleşir. Güvenli kiloya geldikten sonra bir süre daha takip edilir.
İDRAR SÖKTÜRÜCÜ İLAÇLARA DİKKAT
-Bu arada yine kilo verme amaçlı örneğin Lida gibi bitkisel kaynaklı haplar ya da ilaç türü maddeler de tartışılıyor…
Biz bu tür bitkisel ürünlerle veya ilaçlarla zayıflama değil, besinlerin bilinçli bir şekilde tüketilmesiyle dengeli beslenmeye sahip olacağımıza inanıyoruz. Gerçek kilo kaybı yerine vücuttan sadece su kaybına neden olan diüretik (idrar söktürücü) ilaçlar bilinçsizce kullanılmamalıdır Zaten bizim ilaçlarımız, besinler oluyor. Diyetisyenin yazdığı bir ilaç yoktur. Temel olarak, beslenme alışkanlılarına uygun olarak verdiği beslenme eğitimidir. Bu ürünlerle veya şok diyetlerle kısa sürede verilen kilolar, sağlığı bozduğu gibi kısa sürede daha fazlasıyla geri alınıyor. Böylece hep zayıflama diyeti uygulayan bireyler hâline geliyorlar.
-Her ani kilo kaybı risk oluşturur mu? Neler de beraberinde yapılırsa risk sıfırlanır ya da en aza iner?
Karbonhidrat (CHO) ve proteinleri birbirinden ayıran, hazır toz veya sıvı formüla diyetler, 500-900 kalorilik çok düşük kalorili diyetler, kan grubu diyetleri, ağır vejetaryen diyetleri vb, kısa sürede çok kilo vermeyi amaçlayan şok diyetler; unutkanlık, sinirlilik, âdet düzensizliklileri, merkezî sinir sistemindeki bozukluklar, ciltte kuruluk, konsantrasyon bozukluğu, saç dökülmesi gibi sağlık sorunlarına yol açar. Riski sıfırlamak veya en aza indirmek için önce doktora gitmeli, tetkikler yapıldıktan sonra diyetisyen kontrolünde diyete başlamalıdır. Bilinçli beslenmeyi öğrenerek, sağlıklı kiloya gelmesinde ve yaşam biçimi hâline getirmesinde diyetisyenin rolü büyüktür.
-Ani kilo kaybından, bu yöntemlerle yapılanlardan bahsediyorum, yılda dünya ve Türkiye’de kaç kişi ölmektedir?
Zayıflamanın sağlık değil de güzellik kavramıyla birlikte vurgulanması özellikle gençleri etkilemekte, daha çok genç kızlarda anoreksia nevroza ve anoreksia bulumia dediğimiz ve aşırı zayıflıkla seyreden yeme bozukluklarına yol açmaktadır. Aşırı şişmanlık ve aşırı zayıflık ve hatalı diyetlerle kayıplar olmaktadır.
43 YILDIR MESLEK YASAMIZ YOK
-Çıkmasını istediğiniz meslek yasanızın özünde hangi mantalite hâkim?
Diyetisyenlik, ilk defa Amerika’da 1894 yılında meslekleşti. Hacettepe Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü ilk diyetisyen mezunlarını 1966 yılında verdi. 43 yıldır meslek yasamız yok. 1928 yılında doktorlar için çıkarılmış olan Tababet-i Şuabat yasası altında çalışıyoruz. Derneğimizin hazırladığı yasamızı Sağlık Bakanlığı’na sunduk 4 yıl önce. Diyetisyenlik, TSE onaylı ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nde meslek kodu olan bir iş. Diyetisyenlerimizin çalıştıkları her alanda, özlük haklarını gelişmiş ülkelerdeki düzeye getirmek ve eğitimini almamış olanların mesleğimizi yapmasına, unvanımızı kullanmasına izin vermeyecek olan yasamızın çıkarılmasını acilen Sağlık Bakanlığımızdan bekliyoruz. Yasal boşluk ve bu alandaki rantın giderek büyümesi, zayıflatma kliniklerinin denetimsiz çalışmalarını ve sayılarını artırmaktadır.
KÜPELİK DİYET ÖNERİLERİ
Tokluk hissi beyinde 20 dakikada oluşuyor. Bu yüzden lokmaları tam çiğneyerek yutmak gerekiyor. Aksi hâlde mide fazladan lokmalarla dolup taşıyor. Bir haftada verilmesi önerilen azami kilogram miktarı 1. Öte yandan bünye uzun süre aç bırakılmamalı. Hatta imkânlar ölçüsünde günde 3’ü ana, 3’ü de ara 6 öğün besin tüketilmeli. Tabii ki porsiyonları ufaltarak. Öğünlerde sebze ve meyveler ağırlık kazanmalı. Kızartmadan uzak durulması da tavsiye ediliyor. Haşlama, ızgara ve fırında pişirme öneriliyor. Belki de en önemlisi; unutulmamalı ki, her diyet mutlaka kişiye özel olmalı.

admin hakkında 18864 makale
Öylesine bir hasdta

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.