TRAVMATİK YAŞANTI VE KORKULAR

TRAVMATİK YAŞANTI VE KORKULAR
İkinci gruptakileri “olay” dan ziyade süreklilik arz eden “durumlar” olarak isimlendirmek sanırım daha doğru olur. Deprem, taciz, tecavüz gibi bir defada olan büyük travmalar olabileceği gibi çok göze çarpmayan ama süreklilik sergilediği için kişiyi ilerideki yaşantısında olumsuz etkileyebilecek olan küçük ve orta büyüklükte travmalar da vardır.

Kişinin ruhsal dünyasında uzun dönemli olumsuz etki yaratan her olay ve durum “travmatik” olarak adlandırılır.

Herkesin geçmişinde büyüklü küçüklü travma yaşantıları vardır. Bu gruptakilerin kişi üzerinde ileriki yaşantılarında, büyük olarak nitelendirdiklerimizden daha az etki yapacaklarını söyleyemeyiz. Bu tanımlamada büyük-küçük ayrımını yaparken kastedilenin daha çok dışarıdan bakan birisinin bu olayın ciddiyeti ile ilgili görüşü olduğu izlenimini ediniyoruz
Ancak psikolojik sağlık açısından önemli olan kişin bu olay ya da durumu iç dünyasında nasıl yaşadığıdır. Kişi çocukluğunda yaşadığı ve bir başkasının taravmatik olarak isimlendireceği bir durumun etkisi ile ileride psikolojik bir problem geliştirmek zorunda değildir. Aynı şekilde, dışarıdan bakan birisinin fark edemeyeceği ama kişinin çocukluğunda maruz kaldığı olumsuz bir olay ya da süre giden bir durum o kişinin ileride psikolojik bir sıkıntı geliştirmesine neden olabilir. Örneğin, babasının yaptığı şeyleri beğenmediğini ve büyük başarılar dışında yaptığı küçük şeyleri görmediğini algılayan bir çocuk bu süre giden deneyimlerin etkisi ile ileri de ancak çok başarılı olduğu durumlarda takdir edileceği hissine sahip olabilir ve enerjisinin büyük kısmını önemli gördüğü insanlardan büyük başarılar sağlayarak takdir almaya adayabilir. Yukarıda tanımladığımız anlamda, yani kişinin ruhsal dünyasında uzun dönemli olumsuz etki yaratan bir durum olması anlamında bu durum tarvmatiktir. Diğer bir deyişle, küçüklüğünde bu kişinin maruz kaldığı durum o kişi üzerinde travmatik bir etki yaratmış ve o kişinin geleceğini etkilemiştir.
Diğer önemli bir husus da çocuklukta yaşanan olumsuz bir olayın ya da maruz kalınan bir durumun kişi tarafından tamamen unutulması ve bilinçaltına atılması ya da olay ya da durum hatırlanmasına rağmen duygusal etkisinin bastırılması nedeniyle ortaya çıkan durumdur. Böyle durumlarda kişi geçmişte yaşananların şimdiki problemi üzerinde etkisi olmadığını algılar ya da etkisi olduğuna dair herhangi bir farkındalığı yoktur. Kişinin şimdiki zamanda yaşadığı korku, panik, depresyon, takıntı vb. psikolojik sıkıntıların nedeni ile ilgili bir fikri yoktur, bunlara anlam veremez ya da çok genel ifadelerle kötü bir çocukluk geçirdiğini söyler ya da belki de geçmişi ile ilgili hiçbir sıkıntısı olmadığını iddia eder.
Hatırlayalım ya da hatırlamayalım, bizde korku ya da kaygı yaratan olay ve durumları çağrıştıran şeylerden ileriki yaşantımızda korkmaya ve kaçınmaya devam edebiliyoruz. Korku ve kaygı konusuna dikkatimizi verip düşündüğümüzde, nedenini kavrayamasak da bir şeyden korktuğumuzu görebiliriz. Örneğin, korktuğumuz şeyin ne olduğunu bilebiliriz (bu şey örneğin kediler olabilir), ama bu korkunun nedenini bulamayız ve şiddetine bir anlam veremeyiz. Akşam evde yalnız kalmaktan korkuyoruzdur ama nedeni ile ilgili en ufak bir fikrimiz olmayabilir; tek bildiğimiz, her biri kendi başına travmatik olaylar olan evde tek başına kalma deneyimlerimiz esnasında ne kadar korktuğumuzdur. Kapalı yerlerden korkuyoruzdur, ancak bunun nedenini düşündüğümüzde 3 sene önce kapalı bir mekanda yaşadığımız panikten başka bir şey aklımıza gelmez; bu korkunun hala neden devam ettiği ile ilgili bir açıklamamız yoktur ya da kapalı yerdeki ilk kaygı deneyimimizin nedeni ile ilgili bir açıklama getiremeyebiliriz. Benzer bir şekilde, korku duyduğumuz anda korktuğumuz şeyin ne olduğunu dahi bilmeyebiliriz ya da bilsek de korku seviyemizin korkulan şeyin gerçekten yarattığı tehlike ile çok orantısız olduğunu ya da hiç ilgisi olmadığını söyleriz. Örneğin, topluluk içinde konuşmaktan çok korkuyoruzdur, nedeni sorulduğunda sadece “rezil olmaktan çok korkuyorum” deriz ya da ortaokulda sınıfta yaşadığımız bir sözlü sınavındaki başarısızlığımızdan bahsederiz ama erişkin yaşantımızda bu korkuyu neden bu şiddette yaşadığımızı bir türlü anlayamayız. Bütün bu durumlarda iç konuşmamız şuna benzer; “biliyorum bundan korkmam çok anlamsız / çok abartılı ama ne yapayım engel olamıyorum”. Mantığımla duygularım sanki ayrı dillerden konuşuyorlardır.
Bazen korkudan korkma kendi başına travmatik bir durum olmaya başlar. Kişi korkacağını ya da kaygılanacağı hissettiği durumlardan kaçınır, hayatını korkusunu tetikleyeceğini düşündüğü durumlardan kaçınmak üzerine kurmaya başlar. İşi denizin karşı yakasındaysa ve vapura binmekten korkuyorsa karşı yakaya taşınabilir ya da işini değiştirebilir. Burada kişinin yaşadığı her korku deneyimi, ister korktuğu şeyle yüzleştiği bir durum olsun (vapurda panik atak yaşamak), isterse sadece bu durumla ilgili düşünceler olsun (vapurda panik atak yaşayacağını düşünüp kaygılanmak), kendi başına travmatik bir deneyim olabilir. Bu korku deneyimi öyle bir iz bırakabilir ki kişi benzer bir korku ya da kaygıyı yaşayacağını inandığı her durumdan kaçar. Yani korkmanın kendisi travmatik bir deneyim olmuştur.
İnsan, durup dururken psikolojik bir problem geliştirmez. İstisnalar, fizyolojik bir temeli olan ve kişide aynı zamanda psikolojik sıkıntı yaratan durumlardır; örneğin kronik bir fiziksel rahatsızlığı olan kişinin bu durumdan ötürü yaşadığı sıkıntılar bu gruba dahildir. Farkında olunan ya da olunmayan nedenler her zaman vardır. Bu durumlara istisna, tekrar etmek gerekirse fiziksel temelli psikolojik rahatsızlılardır. Burada belki de daha fazla vurgulanması gereken farkında olunmayan nedenlerdir. Psikolojik sıkıntıdan muzdarip bir kişi kendisini kötü hissederken hayatında her şeyin iyi olduğunu dolayısıyla da yardıma ihtiyacı olmadığını savunabilir. Böyle bir durumda iyileşme şansını da yitirmiş olur. Çoğu zaman sıkıntılarımızın kaynağı ile ilgili farkındalığımızı kaybediyoruz. Sıkıntılarımızın kökenleri ile ilgili bilgiler bilincimizden çıkıyor ama duygusal etkileri varlıklarını sürdürüyorlar. Sıkıntımızın neden(ler)inin farkında olamamamız sıkıntımızın neden(ler)i olmadığını göstermez. Şimdiki ruh halimizi etkileyen bir geçmişimizin olduğu fikri, bu geçmişten kurtulamayacağımızı düşündürtüp bizi bazen korkutsa da kaçınılmaz bir fikirdir aslında. Kötü olan, şimdiki hayatımızın, geçmişimizde yaşadığımız ve maruz kaldığımız olumsuz olaylar ve durumlar nedeniyle sıkıntılı geçiyor olmasından ziyade bu durumla ilgili bir şey yapamayacağımızı düşünmektir. Diğer bir deyişle, sorun bizi etkileyen bir geçmişimizin olması değil bu geçmişin olumsuz etkisinden kurtulamıyor olmamızdır.
Sorunu bu şekilde görebildiğimizde geçmişimizdeki olumsuz olayların ya da durumların bizi etkilemelerinin nasıl önüne geçebileceğimiz sorusu gündeme gelir. Geçmişimizi değiştiremeyiz ama o geçmiş yaşantıların bizim üzerimizdeki travmatik olumsuz etkilerini azaltabilir hatta ortadan kaldırabiliriz. Bunun nasıl yapılabileceği ile ilgili bir çok yöntem zaman içinde ortaya atılmış ve ruh sağlığı ile ilgilenen uzmanlarca bunlar denenmiştir. Aşağıda son döneme damgasını vurmuş, oldukça umut vaat eden ve benim de yaygın bir şekilde kullandığım ve son derece etkili sonuçları kısa sürelerde aldığım bir psikoterapi yöntemi üzerinde kısaca bilgi verileceğim.
EMDR NASIL YARARLI OLUR?
Herkesin hayatında büyük küçük travmatik yaşantıların olduğunu söylemiştik. Klinik deneyim bize çoğu psikolojik problemin temelinde bu travmatik yaşantıların etkileri olduğunu göstermektedir. İnsanlar fiziksel yaralanmalara maruz kalabilecekleri gibi psikolojik yaralanmalara da maruz kalırlar. Beynin kaynakları uygun koşullar olduğunda bu yaraları iyileştirir. Beynimiz nasıl ki fiziksel bir yarayı aşırı olumsuz şartlar olmadığı zaman kendi kendisine iyileştirebiliyorsa tarvmatik olayların yol açtığı psikolojik yaralanmaları da beynimiz iyileştirme potansiyeline ve eğilimine sahiptir. Bu doğal bir eğilimdir, normal şartlarda harekete geçirilmesi gereken bir süreç değildir. Ancak bazı durumlarda bu doğal iyileşme süreci bazı nedenlerden ötürü kesintiye uğrar. Nasıl ki fiziksel yarayı steril bir ortamda tutamazsak ve olumsuz dış etkilerden koruyamazsak o yaranın iyileşme süreci aksarsa, aynı şekilde yaşanan olumsuz olayın yol açtığı psikolojik yaralanma da uygun olmayan koşulların varlığında kendi kendini iyileştiremez. Travmatik yaşantıların ne zaman olduğu, ne kadar sürdüğü, uzman yardımı alınıp alınmadığı, olumsuz yaşantının kişi için olan anlamı, travmatik yaşantı sonrasında kişinin çevresine adapte olmakta ne kadar zorlandığı, çevrenin desteği gibi değişkenler kişinin bu yaşantılar nedeni ile ileride psikolojik sorun yaşayıp yaşayamayacağı üzerinde etkilidir.
Şimdiki zamanda meydana gelen bir takım tetikleyici olaylar ya da durumlar, geçmişte olan ve kişi için halen bir sıkıntı kaynağı olan olumsuz düşünceleri, sahneleri, duyguları ve beden duyumsamalarını harekete geçirebilmektedir. Halbuki normal bir iyileşme sürecinde, geçmişteki olumsuz bir olayı hatırlasak bile o olayın duygusal içeriğini o olayın yaşandığı günkü kadar hissetmeyiz.
Sağlıklı bir süreçte beyin kişinin yaşadığı olumsuz yaşantının etkilerini zamanla işler. Beynin bu doğal bilgi işleme süreci sonucunda kişi eski tarvmatik olayı hatırlasa da bu olayla ilgili ya çok az rahatsızlık duyar ya da duymaz. Bazen bu doğal bilgi işleme süreci tıkanıklığa uğrar ve yaşanan olumsuz olay ya da olaylarla ilgili resim, düşünce ve duygular işlenmeden kalırlar. Bu tıkanmışlık kişide geçmişin etkisinden kurtulamama hissini yaratır. Mantık bu olayın geçmişte kaldığını söylese de kişi yaşadığı olumsuzluğun duygusal etkisinden kurtulamaz. Sekteye uğrayan işlemleme, travmatik anının, diğer anılar gibi doğal işlemlerden geçerek depolanmasını önlemektedir. Aşağıda bu sürecin nörofizyolojik çerçevede nasıl olduğuna dair bazı görüşler yer almaktadır.
EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing / Göz Hreketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)’nin travmatik deneyimlerle ilişkili olduğu bilinen limbik sistem ve amigdalaya etki ettiği öne sürülmektedir (van der Kolk, 1996). EMDR’nin iki yönlü uyarımı içeren tedavi prosedüründe, nörobiyolojik mekanizmaları uyardığı, epizodik anıların harekete geçmesine katkıda bulunarak bu anıların kortikal semantik hafızaya entegre olmasını hızlandırdığı öne sürülmektedir (Stickgold, 2002). Buradan, beyinde farklı bellek sistemlerinin olduğu ve yaşantıların farklı yönlerinin bu alanlara depolandığı çıkarımını yapabiliriz. Stickgold (2002), konu ile ilgili yazısında bu doğrultuda fikir bildiren ve beyinde farklı bellek sistemlerinin olduğuna dair veriler sunan araştırmacıların görüşlerini bir araya getirmiştir Farklı şekillerde oluşan ve beynin farklı bölgelerinde yer alan üç temel bellek sistemi olduğu büyük çoğunluk tarafından kabul görmektedir. Bunlar algısal temsil sistemi, epizodik bellek sistemi ve anlamsal hafıza sistemidir. Travmatik etkinin, travmatik anıların uzun süreler boyunca belirli epizodik hafıza alanlarında sıkışması ile oluştuğu düşünülmektedir. Episodik hafızanın semantik hafıza sistemine dönüştürülememesi ve entegre edilememesinin böylece epizodik hafıza alanında depolanan anının ve bu anının güçlü duygulanım etkisinin sürmesinin travma ile ilgili stres bozukluklarına yol açtığı düşünülmektedir.
Adaptif bilgi işleme sürecinin travma sonucunda nasıl engellendiğini açıklamada nöro-görüntüleme çalışmalarının da önemli veriler sağladığını görüyoruz (van der Kolk, 1996). Araştırma sonuçları, travmatik anı kişinin zihninde canlandığında, beynin sağ yarım küresinde, özellikle duygusal canlanma ile ilişkili alanlarda (limbik sistemin özellikle amigdala ile ilişkili alanlarında) aktivite düzeyinin arttığını göstermektedir. Travmatik anı hatırlandığında, sol yarım kürede bulunan ve kişisel deneyimlerin sözelleştirilmesinden sorumlu Broca alanının işlevsel olmadığı görülmektedir. Travmatik deneyimler, somatik duyumlar ve duygulanım durumları olarak saklandıklarından, daha önceden geçerli olan semantik veya analitik işlemleme çabaları yetersiz kalmaktadır. Travmatik anılar, sağ hemisferde ve beynin limbik alanında saklanmakta olduğundan sadece sözel terapilerle işlemlemek zordur. EMDR, yetersiz kalan bilgi işlemleme sürecini harekete geçirerek travmatik anıların adaptif biçimde yeniden entegre edilmesini kolaylaştırmaktadır.
EMDR’nin amacı, kişinin olumsuz yaşantı ile ilgili bilgiyi hızlı bir şekilde işlemesini sağlamaktır. Psikolojik problemlerin birçoğunda sorun, olumsuz olayın olmasından ziyade bu olayla ilgili olumsuz duyguların işlenememesi ile ilgilidir. EMDR ile çift yönlü uyarma sırasında, danışandan sıkıntı veren sahne, düşünce, duygu ve beden duyumsamasına odaklanması istenir. Bu süreç sonucunda geçmişte daha önceden sözünü ettiğimiz nedenlerden dolayı harekete geçmekte yetersiz kalmış olan adaptif bilgi işleme süreci harekete geçer ve geçmişte yaşanan olumsuz olay ya da durumun yol açtığı duygusal sıkıntının kaldığı yerden işlenmesi sağlanır. Amaç sadece danışanın duyduğu sıkıntıyı azaltmak değil aynı zamanda geçmişteki olumsuz olay ya da durumla ilgili negatif inancının yeni bir pozitif inanç ile yer değiştirmesi ve danışanın davranışsal değişimlerle daha optimal seviyede işlevsellik göstermesini sağlamaktır. EMDR tedavisi tek bir travma söz konusu olduğunda 1 ila 4 seans arasında, sonuçlanabilmektedir. Daha zor problemler söz konusu olduğunda tedavinin süresi uzayabilmektedir.
EMDR’nin uygulanmasındaki iki yönlü uyarımın, tarvmatik yaşantının sekteye uğrattığı adaptif bilgi işleme sürecini aktive ettiği ve hızlandırdığı varsayılmaktadır. Bu iki yönlü uyarım, tekniğin adının da işaret ettiği gibi gözlerle yapılabildiği gibi, dokunsal ya da işitsel uyarımlar da kullanılabilmektedir. EMDR’deki göz hareketlerinin REM uykusundakine benzer bir etki yaptığı düşünülmektedir. Bu tekniklerin tamamının ortak noktası, REM uykusundakine benzer bir biçimde, travmatik anıların kortikal entegrasyonunu kolaylaştırmasıdır. REM uykusunda, REM uykusunda olunmadığı zamanlarla karşılaştırıldığında artan bir göz hareketi aktivasyonu vardır. Shaphiro (2001, 2002)) göz hareketleri ile bilgi işlemenin terapatik değişimi nasıl sağladığından bahsederken konu ile ilgili geçmişte yapılan çalışmalardan bahsetmiştir. Göz hareketlerinin bilişsel süreçler ve kortikal işlevsellikte artış sağladığı ve düşünce içeriğinde değişikliğe yol açtığı ileri sürülmüştür.
Travma ile ilgili psikolojik sıkıntıların tedavisinde EMDR birçok kurum tarafından kabul edilen bir psikoterapi yöntemidir. Amerikan Psikiyatri Derneği Akut Stres Bozukluğu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu Uygulama Kılavuzu (American Psychiatric Association Practice Guideline for the Treatment of Patients with Acute Stress Disorder and Posttraumatic Stres Disorder, 2004) EMDR’nin akut ve kronik travma sonrası stres bozukluğu ile ilgili semptomların iyileştirmesindeki etkinliğini onaylamıştır. A.B.D. Savaş Gazileri Departmanı ve Savunma Departmanı (Clinical Practice Guidelines, 2004), Uluslararası Travmatik Stres Çalışmaları Örgütü (International Society for Traumatic Stress Studies – ISTSS, bkz. Chemtob ve ark, 2000)), İngiltere Krallığı Sağlık Departmanı (2001) ve İsrail Ulusal Ruh Sağlığı Birimi (2002) EMDR’yi travma sonrası stres bozukluğu tedavisinde etkili bir müdahale olarak kabul eden benzer kararlarlar almışlardır.
EMDR taciz, savaş stersi, doğal afetler, çocukluk döneminde yaşanan ciddi olumsuz olaylar (taciz, küçük yaşta yaşanan ameliyat deneyimleri, fiziksel ve psikolojik şiddet) gibi büyük travmalar olarak isimlendirdiğimiz sarsıcı yaşam deneyimlerinin neden olduğu psikolojik sıkıntıların (genel olaraka travma sonrası stres bozuklukları) yanı sıra panik bozukluk, fobi, performans kaygısı, yas (yakınların kaybı, ayrılık), madde bağımlılığı, kronik ağrı gibi diğer psikolojik sorunların tedavisinde de yaygın bir şekilde kullanılan, birçok vakada oldukça etkili ve kısa sürede sonuç verdiği görülen bir psikoterapi yöntemi olmuştur. Diğer taraftan psikolojik sıkıntı yaşamayan insanların da hayat kalitelerinin artırılmasında EMDR’nin etkinliği kendini göstermektedir. EMDR, yaptıkları işte ya da uğraşlarında çizgi ötesi performansı yakalamak isteyen kişilere de kendi potansiyellerini harekete geçirmelerinde yardımcı olmaktadır (Grand, 2003).
KLİNİK UYGULAMA ve EMDR
Herhangi bir problemle psikolojik danışmanlık almak için başvuran kişilerin, kendileriyle ilgili olumsuz inançlara sahip olduğu gözlenir. Kimi zaman bu olumsuz düşünceler kişinin yaşamındaki her alanda tekrarlayan, sabit bir hal alabilir. Klinik uygulamalarda, psikolojik problemi olan kişilerin kendileri ile ilgili bazı sabit olumsuz inançlara ve bunlarla ilişkili kaygı, öfke, sıkıntı, suçluluk, huzursuzluk, utanma, tedirginlik, korku gibi olumsuz duygulara sahip olduklarını görürüz. Bu kişiler ne yaparlarsa yapsınlar kendileri ile ilgili olan bu olumsuz düşüncelerin ve duyguların etkisinden kurtulamadıklarını ifade ederler. Olumsuz duygu ve düşünceler kişinin tüm yaşamını etkisi altına alabilir. Örneğin, Panik atak yaşayan bir kişi, kontrolü kaybettiği duygusunu sıklıkla yaşayabilir. “Tehlikedeyim”, “çaresizim”, “dayanamıyorum”, “kontrolümü yitirdim” gibi olumsuz düşüncelerinin yoğun olarak kendini etkilediğini farkedebilir. Tehlikede olduğu durumlarda şiddetli korku hissedebilir ya da ileride olumsuz bir şeyin olacağını düşünerek yoğun bir şekilde kaygılanabilir. İşle ilgili performans kaygısı olan ya da aşırı mükemmeliyetçi bir çalışan “başarasızım”, “karar veremiyorum”, “mükemmel olmalıyım”, “kendimi organize etmeliyim” gibi düşüncelerin etkisi altında kalarak işyerindeki zamanının büyük kısmını sıkıntı, huzursuzluk ya da kaygı duyguları içinde geçirebilir. Başarısızlık korkusu kimi zaman o kadar büyüktür ki yeni bir iş ya da karar konusunda çekimser kalabilir. Yaptığı işle ilgili olası bir hatanın olacağı kaygısı ile çalışma arkadaşlarına paylaşımı zorlaştırır. Uçak korkusu olan bir kişi ise uçağa bindiğinde ya da bir süre sonra uçmasını gerektirecek bir iş gezisine çıkması durumunda “tehlikedeyim”, “güvende değilim” gibi düşünceler eşliğinde yoğun kaygı atakları yaşayabilir. Yoğun kaygı atakları kimi zaman kişinin yaşadığı bireysel travmalara bağlı olarak değişebilir. Tacize uğramış bir kişi, yaşadığı dehşet verici olayın etkini içselleştirebilir, yaşadığı çaresizlik ve öfke ile kendisinde suçu arayabilir. “Kötü şeyleri hak ediyorum”, “sevgiyi hak etmiyorum”, “değersizim”, “elim kolum bağlı” gibi düşüncelerden sanki kurtulamayacakmış hissine kapılabilir.
EMDR ile yaptığım birçok uygulamada, yukarıda bir kısmını dile getirdiğim sorunlarda var olan kuvvetli olumsuz inanç ve duyguların azalıp yok olduğunu ve daha da önemlisi bunların olumluları ile yer değiştirdiğini çarpıcı bir şekilde gördüm. Bu değişim bazen o kadar hızlı bir şekilde olabiliyor ki buna halen ben bile şaşırıyorum ve EMDR’nin vaat ettiği iyileştirici gücü yakından gören bir kişi olarak heyecanlanıyorum. Takip eden satırlarda çeşitli problemlerle bana gelmiş olan danışanlarda EMDR uygulamalarından elde ettiğim sonuçları kısaca yazdım. Örneklerde süreç içinde yaşananlardan hiç bahsetmedim ve sadece sonuçları özetledim. Örnekler danışanın uzun zaman dilimindeki değerlendirmesini yansıtmıyorlar, sadece danışana sıkıntı veren belirli bir konu üzerinde yapılan EMDR çalışmasının sonucuna odaklanıyorlar.
Bir danışanım eşinin ölümünden sonra, bir türlü aklından çıkaramadığı rahatsız edici son görüntüsünü kısa bir EMDR seansı (45 dk.) sonunda istese de aklına net bir şekilde getiremiyor, getirebildiği zamanlarda da bu ona artık hiçbir şekilde rahatsızlık vermiyordu. Uçak fobisi olan bir danışanım 8 kısa EMDR seansından sonra uçarken güzel vakit geçirdiğini dile getiriyordu. Uçak önceden olduğu gibi tehlikede olduğuna inandığı bir yer değil güvende olduğu bir yerdi. Köprü sıkıştığında panik atak yaşayan bir danışanım, 2 seanslık kısa EMDR seansından sonra hiçbir kaygı yaşamadan köprüden geçebilmeye başladı. Artık çaresiz hissetmiyor ve korkmuyordu. Ciddi bir trafik kazası geçiren bir danışanımı, 4 EMDR seansından (90 dk.lık) sonra, olay ile ilgili görüntüler rahatsız etmiyordu ve aciz olduğuna dair duyguları neredeyse tamamen kaybolmuştu. Artık tahammül edilebilir bir endişe seviyesi ile araba kullanabiliyordu. İşleri yetiştiremeyeceği, işçilerin ve alacaklıların kapıya dikileceği düşünceleri eşliğinde son derece kaygı yaşayan bir danışanın bu durumla ilgili çaresizlik düşünceleri 1 kısa EMDR seansının ardından yok oldu ve artık alternatifleri olduğuna gerçekten inanıyordu. Bu rahatlaması işiyle ilgili kaygı duyduğu diğer durumlara da olumlu yansıdı o durumlarla ilgili ayrı EMDR çalışmaları yapmaya gerek bile kalmadı. 35 sene önce ablasını kaybeden bir danışanımın 4 kısa EMDR seansından sonra ablasının ölüm günü ile ilgili aklından çıkaramadığı görüntüler canlılığını kaybetti, o günle ilgili olan “dayanamıyorum” düşüncesi ve yoğun sıkıntısı hiç kalmadı. Bu süreç sonunda “bu yaşananları kabul edebilirim ve geçmişte bırakabilirim” düşüncesine tamamen inanıyordu. Cinsel ilişkiye zorlanan bir danışanımın kimseye güvenemeyeceği ile ilgi sabit düşüncesi, 3 kısa EMDR görüşmesinden sonra tamamen değişti. Kişi artık “Bu geçmişte kalan bir şeydi, beni etkilemesine izin vermem, kendime haksızlık ediyorum” düşüncesine tam olarak inanıyordu. Yeme davranışı üzerinde hakimiyet kuramadığı şikayeti ile gelen bir danışanın 1 seanslık bir EMDR çalışmasından sonra ihtiyacı kadar yiyeceğine olan inancı tamdı ve bu inancı büyük ölçüde davranışlarına aksettirebildi. Astım atakları karşısında kendisini çaresiz hisseden ve başaramayacağına, kontrolden çıkacağına inanan bir danışanımın 5 EMDR seansı sonunda bu durumu kontrol edebileceğine dair inancı tamdı. Atak geçirse de kontrolün kendinde olduğuna inanıyordu ve atağı çok daha hafif atlatabiliyordu.
EMDR’nin geniş bir yelpazeye yayılmış psikolojik sorunların iyileştirilmesindeki çarpıcı etkisini vurgulamak için örnekleri farklı psikolojik sıkıntılara sahip danışanlarımdan seçtim. Özellikle vurgulamak istediğim nokta, kısaca bahsedilen bir çok danışan hikayesinde dikkat çeken en önemli hususun insanların aslında çok güçlü bir iyileşme potansiyelini içlerinde barındırdıkları olduğu gerçeği. EMDR seansında odaklanılan sorunlara bu kadar hızlı çözüm bulunabilinmesinin altında da bu potansiyelin yattığı anlaşılıyor. Kendi haline bırakıldığında senelerce insanların hayatını kabusa dönüştürebilecek olan bu sıkıntıları beynimiz iyileştirme gücüne sahip aslında. Çoğu zaman tek eksik bu gücün harekete geçirilmesi oluyor. İşte bu kritik noktada EMDR bize ciddi umutlar vaat ediyor.
ÖZET
Herkesin hayatında büyük küçük travmatik yaşantılar olur. Çoğu psikolojik problemin temelinde küçük-büyük travmatik yaşantıların etkileri vardır. Bu travmatik yaşantıların ne zaman olduğu, ne kadar sürdüğü, kişi için olan anlamı, travmatik yaşantı sonrasında kişinin çevresine adapte olmakta ne kadar zorlandığı, çevrenin desteği gibi değişkenler kişinin bu yaşantılar nedeni ile ileride psikolojik sorun yaşayıp yaşayamayacağı üzerinde etkilidir.
İnsanlar fiziksel yaralanmalara maruz kalabilecekleri gibi psikolojik yaralanmalara da maruz kalırlar. Beynin kaynakları uygun koşullar olduğunda bu yaraları iyileştirir..
Sağlıklı bir süreçte beyin kişinin yaşadığı olumsuz yaşantının etkilerini zamanla işler. Beynin bu doğal bilgi işleme süreci sonucunda kişi eski tarvmatik olayı hatırlasa da bu olayla ilgili ya çok az rahatsızlık duyar ya da duymaz. Bazen bu doğal bilgi işleme süreci tıkanıklığa uğrar ve yaşanan olumsuz olay ya da olaylarla ilgili resim, düşünce ve duygular işlenmeden kalırlar. Bu tıkanmışlık kişide geçmişin etkisinden kurtulamama hissini yaratır. Mantık bu olayın geçmişte kaldığını söylese de kişi yaşadığı olumsuzluğun duygusal etkisinden kurtulamaz..
Psikolojik problemlerde ortak bir durum, mantık ile duyguların eş zamanlı hareket edememesidir. Örneğin, kişi “biliyorum bunu düşünmem/hissetmem hiç mantıklı değil ama engel olamıyorum” der.
Psikolojik problemlerin genelinde sorun, kişinin yaşadığı olumsuz olay ya da olayların duygusal etkilerinin azalmayıp hala devam etmesidir. Yani geçmiş bugünde yaşanmaktadır.
EMDR psikolojik travmanın yarattığı duygusal kilitlenmişliği açar ve kişinin doğal iyileştirici kaynaklarının harekete geçmesine izin verir. Böylece beyinde hapsolmuş/kilitli kalmış travmatik yaşantının işlenmesini sağlar.
EMDR ile çalışılan kişilerde çalışma bittiğinde, önceden yaşadığı travmatik olayı hatırlasa da bu olayın artık geçmişte kaldığına gerçekten inandığını ve onu etkilemediğini söylediği duyulur..
EMDR bir psikoterapi yöntemidir.. EMDR ile ilgili 15 yılı aşkın klinik pratiğe bakıldığında, EMDR uygulamaları sonucunda , psikolojik sorunların çözülmesinde son derece hızlı ve etkili sonuçlar alındığı görülmektedir.
EMDR uygulaması yapmak için konu ile ilgili özel eğitim almak gerekir. Bu psikoterapi yöntemini uygulayabilmek için EMDR Institute Inc. tarafından verilen gerekli eğitimlerden geçip uygulama yapma yeterliliğini elde etmek gerekmektedir.
KAYNAKLAR
Grand, D. (2003). Emotional Healing at Warp Speed: The Power of EMDR. Present Tents Publishing, New York. (Türkçe çevirisi: Işık Hızında Duygusal İyileşme – EMDR, Kuraldışı Yayıncılık, İstanbul, 2005)
Shapiro, F. (2001). Eye Movement Desensitization and Reprocessing: Basic Principles, Protocols and Procedures, 2nd Edition, Guilford Press,New York.
Shapiro, F. (2002). EMDR 12 Years after Its Introduction: Past and Future Research. Journal of Clinical Psychology, 58, 1-22.
Stickgold, R. (2002). EMDR: A Putative Neurobiological Mechanismof Action. Journal of Clinical Psychology, 58, 61-75.
van der Kolk, B. A. (1996). Trauma and Memory. In B. A. van der kolk, A. C. McFarlane, & L. Weisaeth (EDS.), Traumatic Stres: The Effects of Overwhelming Experience on Mind, Body, and Society (pp. 279-302). New York: Guilford Pres.

admin hakkında 18864 makale
Öylesine bir hasdta

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.